27 Ağustos 2009 Perşembe

'YAZLIK SİNEMA’ ve ‘ORALARDA BİR YERLERDE’

-İki Kadın Öykücü, İki Öykü Kitabı-

(...)
Ruşen Ergün, yayınevinin yeni yazarlarından. İlk öykü kitabı ‘Yazlık Sinema’ bir süre önce okurlarıyla buluştu. Öyküleriyle, Abdullah Baştürk, Samim Kocagöz, Sabit İnce öykü yarışmalarında ödüller alarak kendini kanıtlayan bir yazarımız Ergün. Birlikte çalıştığımız öykü atölyelerinde çabasına, özverisine, sabrına yakından tanık olduğum bir arkadaş. Kitabında yer alan ‘Öykü Atölyesi’ adlı öyküde de bu çabasını dile getirmiş.

Bir kitabın arka kapağına yazı yazmak sorumluluk isteyen bir iştir. Bu yüzdendir ki her yazar kitaptan çok emin olmadıkça bunu göze alamaz. Çünkü bu imzayla kendi öykücülük anlayışının da ölçüye vurulma olasılığı var. Değil mi ki bu bir tanıtım yazısı, arka kapağa yazdığım yazıyı da bu yazının kapsamı içine almak, değerlendirmenin bütünlüğü açısından isabetli olur diye düşündüm:

“Ruşen Ergün, gözyaşlarını mutfak taşlarına akıtan, hayallerini beyaz bir masa örtüsü kadar temiz tutan; yaslarını, hüzünlerini çeyiz sandıklarında lavanta kokusu gibi saklayan kadınların, genç kızların, öykülerini yazıyor. Yaşamak için kendilerine bir parça yer açmaya çalışırlarken, bazen yakın buldukları bir can şenliğine, bazen birbirlerine, bazen de içlerine dönerek acılarını serinletmeye çalışıyorlar. Erkeklerin gölgesinde, kapı aralarında, pencere önlerinde, daracık odalarda, mutfak içlerinde, akşam çaylarında, kocaların gönlü yapılırsa gidilen yazlık sinemalarda suskunluklarını bozup; bazen dışa vuran öfkeleriyle, bazen kederleriyle, bazen de gizli bir hüzün taşıyan neşeleriyle bu kadınların öyküleri, yüzümüzde sararan bir gülümseme de bırakıyor. Yazarın renkli, şenlikli, ayrıntı zenginliğiyle yüklü anlatımının yanında, öykülerini içtenlikle anlatan öykü kişileri bizi alıp çocukluğumuza, sevinçlerin olduğu kadar acıların da ortaklaşa yaşandığı kıyı mahallelerin sokaklarına, ev içlerine kadar götürüyor. Kimi zaman yaşadıklarına dışarıdan tanıklık ediyor, kimi zaman da içlerine kadar sokulup onlarla birlikte savrulmalar yaşıyoruz.”

Jaklin Çelik ise şunları söylüyor:

“Ruşen Ergün, ‘Hatıra Bunlar’ öyküsünde ‘Yıllar sonra lambadan çıkacak olan cin, sahibinin dileğini yerine getirecek mi,’ diye soruyor. Bu sorunun yanıtı, onun öykülerinde ilmeklerle birbirine bağlanan küçük ayrıntılarda gizli. Sahipleri tarafından terk edilmiş hatıraların, gündelik yaşam içinde sahiplenmeye değer görülmeyen birçok ayrıntının tek sahibi yazarın yalın dili. Bu ilk kitaptaki öyküler sahibinin dileğini yerine getirme vaadinde bulunuyor. Bu vaad öykü adına heyecan verici.”

Ruşen Ergün, sözü allandırıp pullandırmıyor, dönüp dolandırmıyor, bir çırpıda okuyup bitiriyorsunuz kitabı ama kesinlikle kolaycılığa kaçmadığını görüyorsunuz; yakalamak istediği damarı bulup, o damar boyunca ilerleyerek hedefine varıyor ve kafamızda bitmemiş öyküye son noktayı koyuyor. Kitabın son öyküsü, ‘Yedi Puan’ dışındaki öyküler, benöyküsel bakış açısıyla yazılmış. ‘Öykü Atölyesi’ dışında yazarı göremiyoruz öykülerde. Çeşitli kimliklerle karşımıza çıkan anlatıcı öykü karakterlerinin gözünden, onların algı dünyalarından bakıyoruz dünyaya. Kimi de, iç anlatıcılar alıyor sözü. Sinema imgesinin de sık sık vurgulandığı gibi canlandırmalı, dolaysız, görsel bir anlatım egemen öykülere. Konuşmaların, iç konuşmaların yanında, bazen araya giren iç ve dış seslemeler, epizotlar da kurguya ayrı bir canlılık ve ivme kazandırmış.
(...)



Zafer Doruk
Evrensel Gazetesi Kitap Eki

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails