"Onlar sormayı unutsalar bile sen söylemeyi unutma sakın; senin baban da madenciydi, madende öldü. Bugüne bugün, koskoca yedi puanın var senin"*
Ruşen Ergün'ün 'Yedi Puan' isimli öyküsünden...
Ruşen Ergün; 1966 yılında Gaziantep'te doğdu. Dicle Üniversitesi, İngilizce Bölümünü bitirdi. İlk öyküsü Varlık Dergisi'nde yayımlandı. Kül Öykü Gazetesi, Berfin Bahar, Beş Parmak, Hayal, Deliler Teknesi, Öykü Teknesi, Ünlem dergilerinde öyküleri, söyleşileri, araştırma-inceleme ve kuramsal yazıları yayımlandı. (2006) Samim Kocagöz Öykü Yarışması üçüncülük, (2007) Afyon Kocatepe Öykü Yarışması mansiyon, (2007) Sabit İnce Edebiyat Ödülleri, öykü dalında ikinciliğe değer görüldü. Ürünleriyle çeşitli antolojilerde yer aldı.
Ruşen Ergün'ün 2008 yılında Kanguru Yayınları'ndan çıkan ilk öykü kitabı. Öykülerinin genelinde sıradan insanın yaşamını; hüzünlerini, sevinçlerini ele alıyor. Bunu yaparken gündelik ilişkileri öykülerinde en ince ayrıntısına kadar yaşatıyor okurlarına.
"Ben" anlatımın hakim olduğu bu ilk kitabında ülkemiz kadınlarının iç dünyasına yolculuğa davet ediyor okuru ve bu yolculukta kadınların kendi aralarında düzenlediği toplantılarını, altın günlerini, bunların içinde dedikodularını, sıkıntılarını güzel bir dille yansıtıyor.
İnsanın yaşamda nasıl değiştiğini, umutlarının neye göre; hangi yaşam kalitesine göre şekillendiğini imleyen öyküler bunlar. Küçük bir kız çocuğunun yetiştiği sosyal çevrenin, ona gençlik yıllarında nelerle karşılaşacağına dair ipucu niteliğinde sayılabilecek kahramanların birebir hayatla yüzleştiği öyküler var kitapta. Yer yer bazı öykülerinde insanın geçmişle hesaplaşması, geçmişe özlemi süzülüyor sayfalar arasından.
"Yazlık Sinema" kitaba adını verdiği öykü nostalji yaşatıyor okurlarına. Özellikle "Kayıp" isimli öyküde kurgu, ritim, anlatım belleğime hoş anlar yaşattı. "İşte öykü" dedim, iyi ki bu kitabı es geçmemişim.
Yazar, on iki öyküyle oluşturduğu kitabında, erkek egemen toplumda, eve hapsedilen, yemek yapmaya yarayan, söz hakkı pek olmayan dertli kadınların küçük şeylerle de olsa mutluluklarını nasıl da coşkuyla paylaştıklarını, sessizliklerini kendi iç dünyalarında karamsar bir şekilde yaşadıklarını içimizde bize çağrıştıran acı-tatlı ayrıntılarla hissettiriyor.
Okuru soru sormaya, kendiyle hesaplaşmaya yönlendiren öykülerini, iç monologlarla güçlendirmiş.
Yazarı kutluyor, yeni yaratılarında başarısını diliyorum.
Son olarak öykücünün yalın dili, sürükleyici anlatımı ve konu seçimindeki titizliği bana okunması gereken yapıt dedirtiyor.
*Mülakatlarda madenci çocukları artı yedi puan önde değerlendirilmektedir.
Onur Aslan
Hatay Söz Gazetesi, 15 Haziran 2009 Pazartesi, sayfa 6
27 Ağustos 2009 Perşembe
'YAZLIK SİNEMA’ ve ‘ORALARDA BİR YERLERDE’
-İki Kadın Öykücü, İki Öykü Kitabı-
(...)
Ruşen Ergün, yayınevinin yeni yazarlarından. İlk öykü kitabı ‘Yazlık Sinema’ bir süre önce okurlarıyla buluştu. Öyküleriyle, Abdullah Baştürk, Samim Kocagöz, Sabit İnce öykü yarışmalarında ödüller alarak kendini kanıtlayan bir yazarımız Ergün. Birlikte çalıştığımız öykü atölyelerinde çabasına, özverisine, sabrına yakından tanık olduğum bir arkadaş. Kitabında yer alan ‘Öykü Atölyesi’ adlı öyküde de bu çabasını dile getirmiş.
Bir kitabın arka kapağına yazı yazmak sorumluluk isteyen bir iştir. Bu yüzdendir ki her yazar kitaptan çok emin olmadıkça bunu göze alamaz. Çünkü bu imzayla kendi öykücülük anlayışının da ölçüye vurulma olasılığı var. Değil mi ki bu bir tanıtım yazısı, arka kapağa yazdığım yazıyı da bu yazının kapsamı içine almak, değerlendirmenin bütünlüğü açısından isabetli olur diye düşündüm:
“Ruşen Ergün, gözyaşlarını mutfak taşlarına akıtan, hayallerini beyaz bir masa örtüsü kadar temiz tutan; yaslarını, hüzünlerini çeyiz sandıklarında lavanta kokusu gibi saklayan kadınların, genç kızların, öykülerini yazıyor. Yaşamak için kendilerine bir parça yer açmaya çalışırlarken, bazen yakın buldukları bir can şenliğine, bazen birbirlerine, bazen de içlerine dönerek acılarını serinletmeye çalışıyorlar. Erkeklerin gölgesinde, kapı aralarında, pencere önlerinde, daracık odalarda, mutfak içlerinde, akşam çaylarında, kocaların gönlü yapılırsa gidilen yazlık sinemalarda suskunluklarını bozup; bazen dışa vuran öfkeleriyle, bazen kederleriyle, bazen de gizli bir hüzün taşıyan neşeleriyle bu kadınların öyküleri, yüzümüzde sararan bir gülümseme de bırakıyor. Yazarın renkli, şenlikli, ayrıntı zenginliğiyle yüklü anlatımının yanında, öykülerini içtenlikle anlatan öykü kişileri bizi alıp çocukluğumuza, sevinçlerin olduğu kadar acıların da ortaklaşa yaşandığı kıyı mahallelerin sokaklarına, ev içlerine kadar götürüyor. Kimi zaman yaşadıklarına dışarıdan tanıklık ediyor, kimi zaman da içlerine kadar sokulup onlarla birlikte savrulmalar yaşıyoruz.”
Jaklin Çelik ise şunları söylüyor:
“Ruşen Ergün, ‘Hatıra Bunlar’ öyküsünde ‘Yıllar sonra lambadan çıkacak olan cin, sahibinin dileğini yerine getirecek mi,’ diye soruyor. Bu sorunun yanıtı, onun öykülerinde ilmeklerle birbirine bağlanan küçük ayrıntılarda gizli. Sahipleri tarafından terk edilmiş hatıraların, gündelik yaşam içinde sahiplenmeye değer görülmeyen birçok ayrıntının tek sahibi yazarın yalın dili. Bu ilk kitaptaki öyküler sahibinin dileğini yerine getirme vaadinde bulunuyor. Bu vaad öykü adına heyecan verici.”
Ruşen Ergün, sözü allandırıp pullandırmıyor, dönüp dolandırmıyor, bir çırpıda okuyup bitiriyorsunuz kitabı ama kesinlikle kolaycılığa kaçmadığını görüyorsunuz; yakalamak istediği damarı bulup, o damar boyunca ilerleyerek hedefine varıyor ve kafamızda bitmemiş öyküye son noktayı koyuyor. Kitabın son öyküsü, ‘Yedi Puan’ dışındaki öyküler, benöyküsel bakış açısıyla yazılmış. ‘Öykü Atölyesi’ dışında yazarı göremiyoruz öykülerde. Çeşitli kimliklerle karşımıza çıkan anlatıcı öykü karakterlerinin gözünden, onların algı dünyalarından bakıyoruz dünyaya. Kimi de, iç anlatıcılar alıyor sözü. Sinema imgesinin de sık sık vurgulandığı gibi canlandırmalı, dolaysız, görsel bir anlatım egemen öykülere. Konuşmaların, iç konuşmaların yanında, bazen araya giren iç ve dış seslemeler, epizotlar da kurguya ayrı bir canlılık ve ivme kazandırmış.
(...)
Zafer Doruk
Evrensel Gazetesi Kitap Eki
(...)
Ruşen Ergün, yayınevinin yeni yazarlarından. İlk öykü kitabı ‘Yazlık Sinema’ bir süre önce okurlarıyla buluştu. Öyküleriyle, Abdullah Baştürk, Samim Kocagöz, Sabit İnce öykü yarışmalarında ödüller alarak kendini kanıtlayan bir yazarımız Ergün. Birlikte çalıştığımız öykü atölyelerinde çabasına, özverisine, sabrına yakından tanık olduğum bir arkadaş. Kitabında yer alan ‘Öykü Atölyesi’ adlı öyküde de bu çabasını dile getirmiş.
Bir kitabın arka kapağına yazı yazmak sorumluluk isteyen bir iştir. Bu yüzdendir ki her yazar kitaptan çok emin olmadıkça bunu göze alamaz. Çünkü bu imzayla kendi öykücülük anlayışının da ölçüye vurulma olasılığı var. Değil mi ki bu bir tanıtım yazısı, arka kapağa yazdığım yazıyı da bu yazının kapsamı içine almak, değerlendirmenin bütünlüğü açısından isabetli olur diye düşündüm:
“Ruşen Ergün, gözyaşlarını mutfak taşlarına akıtan, hayallerini beyaz bir masa örtüsü kadar temiz tutan; yaslarını, hüzünlerini çeyiz sandıklarında lavanta kokusu gibi saklayan kadınların, genç kızların, öykülerini yazıyor. Yaşamak için kendilerine bir parça yer açmaya çalışırlarken, bazen yakın buldukları bir can şenliğine, bazen birbirlerine, bazen de içlerine dönerek acılarını serinletmeye çalışıyorlar. Erkeklerin gölgesinde, kapı aralarında, pencere önlerinde, daracık odalarda, mutfak içlerinde, akşam çaylarında, kocaların gönlü yapılırsa gidilen yazlık sinemalarda suskunluklarını bozup; bazen dışa vuran öfkeleriyle, bazen kederleriyle, bazen de gizli bir hüzün taşıyan neşeleriyle bu kadınların öyküleri, yüzümüzde sararan bir gülümseme de bırakıyor. Yazarın renkli, şenlikli, ayrıntı zenginliğiyle yüklü anlatımının yanında, öykülerini içtenlikle anlatan öykü kişileri bizi alıp çocukluğumuza, sevinçlerin olduğu kadar acıların da ortaklaşa yaşandığı kıyı mahallelerin sokaklarına, ev içlerine kadar götürüyor. Kimi zaman yaşadıklarına dışarıdan tanıklık ediyor, kimi zaman da içlerine kadar sokulup onlarla birlikte savrulmalar yaşıyoruz.”
Jaklin Çelik ise şunları söylüyor:
“Ruşen Ergün, ‘Hatıra Bunlar’ öyküsünde ‘Yıllar sonra lambadan çıkacak olan cin, sahibinin dileğini yerine getirecek mi,’ diye soruyor. Bu sorunun yanıtı, onun öykülerinde ilmeklerle birbirine bağlanan küçük ayrıntılarda gizli. Sahipleri tarafından terk edilmiş hatıraların, gündelik yaşam içinde sahiplenmeye değer görülmeyen birçok ayrıntının tek sahibi yazarın yalın dili. Bu ilk kitaptaki öyküler sahibinin dileğini yerine getirme vaadinde bulunuyor. Bu vaad öykü adına heyecan verici.”
Ruşen Ergün, sözü allandırıp pullandırmıyor, dönüp dolandırmıyor, bir çırpıda okuyup bitiriyorsunuz kitabı ama kesinlikle kolaycılığa kaçmadığını görüyorsunuz; yakalamak istediği damarı bulup, o damar boyunca ilerleyerek hedefine varıyor ve kafamızda bitmemiş öyküye son noktayı koyuyor. Kitabın son öyküsü, ‘Yedi Puan’ dışındaki öyküler, benöyküsel bakış açısıyla yazılmış. ‘Öykü Atölyesi’ dışında yazarı göremiyoruz öykülerde. Çeşitli kimliklerle karşımıza çıkan anlatıcı öykü karakterlerinin gözünden, onların algı dünyalarından bakıyoruz dünyaya. Kimi de, iç anlatıcılar alıyor sözü. Sinema imgesinin de sık sık vurgulandığı gibi canlandırmalı, dolaysız, görsel bir anlatım egemen öykülere. Konuşmaların, iç konuşmaların yanında, bazen araya giren iç ve dış seslemeler, epizotlar da kurguya ayrı bir canlılık ve ivme kazandırmış.
(...)
Zafer Doruk
Evrensel Gazetesi Kitap Eki
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
