2 Kasım 2009 Pazartesi

SEVDA GÜNGÖR, RUŞEN ERGÜN


İmza Günü / 2008 TÜYAP İstanbul
Sevda Güngör, Ruşen Ergün

10 Ekim 2009 Cumartesi

RUŞEN ERGÜN, TEKİN GÖNENÇ


İmza Günü / 2008 TÜYAP İstanbul
Ruşen Ergün, Tekin Gönenç

RUŞEN ERGÜN, NURŞEN ÜLGEZER


İmza Günü / 2008 TÜYAP İstanbul
Ruşen Ergün, Nurşen Ülgezer

MİNE ÖMER; RUŞEN ERGÜN


İmza Günü / 2008 TÜYAP İstanbul
Mine Ömer, Ruşen Ergün

3 Ekim 2009 Cumartesi

SEMİH GÜMÜŞ, RUŞEN ERGÜN


İmza Günü / 2008 TÜYAP İstanbul
Semih Gümüş, Ruşen Ergün

27 Eylül 2009 Pazar

RUŞEN ERGÜN, ASUMAN ATAKUMAN


İmza Günü / 2008 TÜYAP İstanbul
Ruşen Ergün, Asuman Atakuman

26 Eylül 2009 Cumartesi

ENGİN TURGUT, ABDULKADİR BUDAK, RUŞEN ERGÜN, A. ERTAN MISIRLI


İmza Günü / 2008 TÜYAP İstanbul
Engin Turgut, Abdulkadir Budak, Ruşen Ergün, A. Ertan Mısırlı

14 Eylül 2009 Pazartesi

ENGİN TURGUT, VEDAT AKDAMAR, RUŞEN ERGÜN, A. ERTAN MISIRLI


İmza Günü / 2008 TÜYAP İstanbul
Engin Turgut, Vedat Akdamar, Ruşen Ergün, A. Ertan Mısırlı

ZAFER DORUK, RUŞEN ERGÜN


İmza Günü / 2008 TÜYAP İstanbul
Zafer Doruk, Ruşen Ergün

ARKA KAPAK YAZISI

"Ruşen Ergün, gözyaşlarını mutfak taşlarına akıtan, hayallerini beyaz bir masa örtüsü kadar temiz tutan; yaslarını, hüzünlerini çeyiz sandıklarında lavanta kokusu gibi saklayan kadınların, genç kızların öykülerini yazıyor... Yaşamak için kendilerine bir parça yer açmaya çalışırlarken, bazen yakın buldukları bir can şenliğine, bazen birbirlerine, bazen de içlerine dönerek acılarını serinletmeye çalışıyorlar...

Erkeklerin gölgesinde, kapı aralarında, pencere önlerinde, daracık odalarda, mutfak içlerinde, akşam çaylarında, kocaların gönlü yapılırsa gidilen yazlık sinemalarda suskunluklarını bozup; bazen dışa vuran öfkeleriyle, bazen kederleriyle, bazen de gizli bir hüzün taşıyan neşeleriyle bu kadınların öyküleri, yüzümüzde sararan bir gülümseme de bırakıyor.

Yazarın renkli, şenlikli, ayrıntı zenginliğiyle yüklü anlatımının yanında, öykülerini içtenlikle anlatan öykü kişileri, bizi alıp çocukluğumuza, sevinçlerin olduğu kadar acıların da ortaklaşa yaşandığı kıyı mahallelerin sokaklarına, evlerine kadar götürüyor. Kimi zaman yaşadıklarına dışarıdan tanıklık ediyor, kimi zaman da içlerine kadar sokulup onlarla birlikte savrulmalar yaşıyoruz.

Ruşen Ergün’ü öykü serüveninin başından beri izleme olanağım oldu; gösterdiği özveriyi, çabayı biliyorum. Dosyasını okuduktan sonra yanılmadığımı anladım ve bundan büyük bir sevinç duydum. Yolu açık olsun." (Zafer Doruk)




"Ruşen Ergün, Hatıra Bunlar öyküsünde “Yıllar sonra lambadan çıkacak olan cin, sahibinin dileğini yerine getirecek mi,” diye soruyor. Bu sorunun yanıtı onun öykülerinde ilmeklerle birbirine bağlanan küçük ayrıntılarda gizli. Sahipleri tarafından terkedilmiş hatıraların, gündelik yaşam içerisinde sahiplenmeye değer görülmeyen birçok ayrıntının tek sahibi yazarın yalın dili. Bu ilk kitaptaki öyküler sahibin dileğini yerine getirme vaadinde bulunuyor. Bu vaad öykü adına heyecan verici... "(Jaklin Çelik)

12 Eylül 2009 Cumartesi

SELİM İLERİ'NİN NOT DEFTERİNDEN'DE "YAZLIK SİNEMA"



TRT 2'de her pazar saat 20.00 de yayınlanan "Selim İleri'nin Not Defterinden" programının 01.02.2009 tarihli yayınında "Yazlık Sinema"...

Selim İleri'nin övgüsü, vurguları ve sayfa aralarından özellikle seçtiği değiniler ile...

10 Eylül 2009 Perşembe

RUŞEN ERGÜN’ÜN BİR ÖYKÜSÜ

Ruşen Ergün’ün “Yedi Puan” adlı kışkırtıcı öyküsü, madencileri anlatıyor. “Madenci” deyince, çocukluk günlerimizin sol edebiyat ve sinemasına uzanıyor içiniz bir çırpıda belki de. Madencilerden bahseden kaldı mı aramızda? Sanki geçmişte kalmış biraz, sanki üzeri geçilmiş, çizilmiş, unutulmuş, mahcubiyetle örtünmek istenmiş, hatırlamazsak geçer gider denmiş sanki, sanki aa hiç bilmiyordum kadar yukarı raflarda toza örümceğe terkedilmiş: Madenciler… Hala var ve aramızda bu insanlar, biliyor musunuz arkadaşlar? Hala yerin bilmem kaç yüz metre altında kazma kürek birer karınca çalışkanlığında maden çıkarıyorlar. Kimin için? Bizim için. Siz tam bu sayfaya göz atarken, ben tam bu cümleyi kurmaya çalışırken oluyor her şey… Pek çoğu sizler yaşlarında maden işçilerinin. Benim yaşımdakiler arasında şanslı olanlarından az bir kısmı ise emeklidir, büyük bir kısmı olumsuz sağlık koşullarından dolayı hasta, çok daha büyük bir kısmı ise kırk yaşını göremeden göçüp gitmiştir… Ama hala vardır madenciler…

Ruşen Ergün’ün “Yedi Puan” ismini verdiği kısa öyküsünden bahsederken, “kışkırtıcı” kelimesini mahsusen tercih ettim. Edebi açıdan sade, samimi, yükten arınmış, mükemmel bir öykü de diyebilirdim belki. Kendisini tanımıyorum, yani okuduklarım dışında herhangi bir yerde selamlaşmışlığımız, çay-kahve içmişliğimiz de yoktur. Kadın dayanışması gereği kaleme alınan bir yazı da değildir bu… Fakat masası sokakta kurulmuş bir yazı emekçisi için hayat, elbette sanattan önce gelir benim için. Sanatı giderek fildişi kulelerden görülen düşlere (görüldüğü iddia edilen düşlere) çeviren günümüz bakışını alt üst eden bir öyküdür “Yedi Puan”… Bu yüzden başkaca bir kelimeye hiç de yaslanma gereksinimi duymadan “kışkırtıcı” kelimesini tercih ettim…

Öykü sakince çözülen bir iplik gibi başlıyor. Ertesi sabah maden işçiliği için sınava girecek torununun yanı başında tespih çekerken kendi kendisiyle konuşan bir büyükanne figürü… Kocası da madencidir, oğlu da… Her ikisi de hem ekmeği hem ölümü maden üzerinden yakalamıştır. İşçilerin güç yaşama şartları altında umutla kurduğu, ölümü bahasına yeşerttiği bir dünyanın kadınıdır büyükanne… Talih hep birer grizu patlaması ile yazmıştır sanki bu gidişat ezberini. Ninecikse, ezber bozmak konusunda torununu okutup büyük adam etmekten, sınav öncesi tespih çekmeye varıncaya kadar elinden gelebilen her yolu denemiştir aslında… Ama tragedyaya mahsus kehanet, öykünün daha en başında bize yüzünü göstermiştir ne yazık ki… Maden işçiliği “üniversite mezunu” olsa bile torunda da devam edecek, hatta yoksulluk gereği devam etmesi istenecek bir kadere dönüşmüştür… Üniversiteli torunun şansı da vardır üstelik! Babası madende öldüğü için, sınavda kendisine tam 7 Puan fazladan verilecektir… 7 Puan… İşte büyükannenin, önce kocası sonra oğlu üzerinden, maden kazaları ve evinden kendi elleriyle çıkarttığı cenazelerden sonra, torununa fısıldadığı şey budur: 7 Puan…

Öyküyü, hiç karamsar bulmadım. Hatta işsizlik ve yoksulluk girdabından kurtuluşu, babasının ölümü bahasına artı yedi puanda arayan insanımızın kışkırtıcı hayata bağlılığını da aynı trajedide okuyabilmek mümkün…

Sanatın ne ve nasıl olması gerektiği hakkında yazı yazanlardan değilim. Öykünün yazım mı anlatım mı olduğu/olacağı hakkındaki popüler çatışmalara da taraf olarak girecek değilim. Sanatı salt öz yaratım çabası olarak görüp, hayatla anlam bağlarını kopardıkça özgür ve özgün olduğunu iddia edenlerin estirdiği şaşalı rüzgarlar arasında benim sesim çıkmaz, duyulmaz. Ama benim içimde, bir tırtılın sabırla ördüğü kozasında gece gündüz çıkardığı hiç işitilmeyecek seslerin de büyük ve kışkırtıcı bir anlamı vardır…

Maden işçilerinin yaşadığı dramatik hayat veya üniversite mezunu olsa dahi gençlerimizin kıskacında bunaldığı işsizlik, niçin sanatın konusu olmasın? Sadece sanat mı? Bugün bahsettiğimiz bu insani gerçekler, siyasetin bile konusu olamıyor… Herkes her şeyin iyi gittiğini düşünmek ve işitmek istiyor. Sanat iç kuruntusu ve burkuntusu olmaya mahkum edilirken, onun hayata değen elleri, profesyonellik adına bileklerinden kesiliyor…

“Yedi Puan” sanatı hayatla bitiştirdiği için belki de beni kışkırtıyor ve trajediyken bile hayata çağırıyor… Ruşen Ergün’ü samimiyetle tebrik ediyorum.


Okuma Önerisi: Ruşen Ergün, Yazlık Sinema, Kanguru Yayınları.



Sibel Eraslan
Gerçek Hayat, 27.03.2009

8 Eylül 2009 Salı

27 Ağustos 2009 Perşembe

RUŞEN ERGÜN'ÜN "YAZLIK SİNEMA" ADLI ÖYKÜ KİTABINA GENEL BİR BAKIŞ

"Onlar sormayı unutsalar bile sen söylemeyi unutma sakın; senin baban da madenciydi, madende öldü. Bugüne bugün, koskoca yedi puanın var senin"*

Ruşen Ergün'ün 'Yedi Puan' isimli öyküsünden...


Ruşen Ergün; 1966 yılında Gaziantep'te doğdu. Dicle Üniversitesi, İngilizce Bölümünü bitirdi. İlk öyküsü Varlık Dergisi'nde yayımlandı. Kül Öykü Gazetesi, Berfin Bahar, Beş Parmak, Hayal, Deliler Teknesi, Öykü Teknesi, Ünlem dergilerinde öyküleri, söyleşileri, araştırma-inceleme ve kuramsal yazıları yayımlandı. (2006) Samim Kocagöz Öykü Yarışması üçüncülük, (2007) Afyon Kocatepe Öykü Yarışması mansiyon, (2007) Sabit İnce Edebiyat Ödülleri, öykü dalında ikinciliğe değer görüldü. Ürünleriyle çeşitli antolojilerde yer aldı.

Ruşen Ergün'ün 2008 yılında Kanguru Yayınları'ndan çıkan ilk öykü kitabı. Öykülerinin genelinde sıradan insanın yaşamını; hüzünlerini, sevinçlerini ele alıyor. Bunu yaparken gündelik ilişkileri öykülerinde en ince ayrıntısına kadar yaşatıyor okurlarına.

"Ben" anlatımın hakim olduğu bu ilk kitabında ülkemiz kadınlarının iç dünyasına yolculuğa davet ediyor okuru ve bu yolculukta kadınların kendi aralarında düzenlediği toplantılarını, altın günlerini, bunların içinde dedikodularını, sıkıntılarını güzel bir dille yansıtıyor.

İnsanın yaşamda nasıl değiştiğini, umutlarının neye göre; hangi yaşam kalitesine göre şekillendiğini imleyen öyküler bunlar. Küçük bir kız çocuğunun yetiştiği sosyal çevrenin, ona gençlik yıllarında nelerle karşılaşacağına dair ipucu niteliğinde sayılabilecek kahramanların birebir hayatla yüzleştiği öyküler var kitapta. Yer yer bazı öykülerinde insanın geçmişle hesaplaşması, geçmişe özlemi süzülüyor sayfalar arasından.

"Yazlık Sinema" kitaba adını verdiği öykü nostalji yaşatıyor okurlarına. Özellikle "Kayıp" isimli öyküde kurgu, ritim, anlatım belleğime hoş anlar yaşattı. "İşte öykü" dedim, iyi ki bu kitabı es geçmemişim.

Yazar, on iki öyküyle oluşturduğu kitabında, erkek egemen toplumda, eve hapsedilen, yemek yapmaya yarayan, söz hakkı pek olmayan dertli kadınların küçük şeylerle de olsa mutluluklarını nasıl da coşkuyla paylaştıklarını, sessizliklerini kendi iç dünyalarında karamsar bir şekilde yaşadıklarını içimizde bize çağrıştıran acı-tatlı ayrıntılarla hissettiriyor.

Okuru soru sormaya, kendiyle hesaplaşmaya yönlendiren öykülerini, iç monologlarla güçlendirmiş.

Yazarı kutluyor, yeni yaratılarında başarısını diliyorum.

Son olarak öykücünün yalın dili, sürükleyici anlatımı ve konu seçimindeki titizliği bana okunması gereken yapıt dedirtiyor.



*Mülakatlarda madenci çocukları artı yedi puan önde değerlendirilmektedir.



Onur Aslan
Hatay Söz Gazetesi, 15 Haziran 2009 Pazartesi, sayfa 6

'YAZLIK SİNEMA’ ve ‘ORALARDA BİR YERLERDE’

-İki Kadın Öykücü, İki Öykü Kitabı-

(...)
Ruşen Ergün, yayınevinin yeni yazarlarından. İlk öykü kitabı ‘Yazlık Sinema’ bir süre önce okurlarıyla buluştu. Öyküleriyle, Abdullah Baştürk, Samim Kocagöz, Sabit İnce öykü yarışmalarında ödüller alarak kendini kanıtlayan bir yazarımız Ergün. Birlikte çalıştığımız öykü atölyelerinde çabasına, özverisine, sabrına yakından tanık olduğum bir arkadaş. Kitabında yer alan ‘Öykü Atölyesi’ adlı öyküde de bu çabasını dile getirmiş.

Bir kitabın arka kapağına yazı yazmak sorumluluk isteyen bir iştir. Bu yüzdendir ki her yazar kitaptan çok emin olmadıkça bunu göze alamaz. Çünkü bu imzayla kendi öykücülük anlayışının da ölçüye vurulma olasılığı var. Değil mi ki bu bir tanıtım yazısı, arka kapağa yazdığım yazıyı da bu yazının kapsamı içine almak, değerlendirmenin bütünlüğü açısından isabetli olur diye düşündüm:

“Ruşen Ergün, gözyaşlarını mutfak taşlarına akıtan, hayallerini beyaz bir masa örtüsü kadar temiz tutan; yaslarını, hüzünlerini çeyiz sandıklarında lavanta kokusu gibi saklayan kadınların, genç kızların, öykülerini yazıyor. Yaşamak için kendilerine bir parça yer açmaya çalışırlarken, bazen yakın buldukları bir can şenliğine, bazen birbirlerine, bazen de içlerine dönerek acılarını serinletmeye çalışıyorlar. Erkeklerin gölgesinde, kapı aralarında, pencere önlerinde, daracık odalarda, mutfak içlerinde, akşam çaylarında, kocaların gönlü yapılırsa gidilen yazlık sinemalarda suskunluklarını bozup; bazen dışa vuran öfkeleriyle, bazen kederleriyle, bazen de gizli bir hüzün taşıyan neşeleriyle bu kadınların öyküleri, yüzümüzde sararan bir gülümseme de bırakıyor. Yazarın renkli, şenlikli, ayrıntı zenginliğiyle yüklü anlatımının yanında, öykülerini içtenlikle anlatan öykü kişileri bizi alıp çocukluğumuza, sevinçlerin olduğu kadar acıların da ortaklaşa yaşandığı kıyı mahallelerin sokaklarına, ev içlerine kadar götürüyor. Kimi zaman yaşadıklarına dışarıdan tanıklık ediyor, kimi zaman da içlerine kadar sokulup onlarla birlikte savrulmalar yaşıyoruz.”

Jaklin Çelik ise şunları söylüyor:

“Ruşen Ergün, ‘Hatıra Bunlar’ öyküsünde ‘Yıllar sonra lambadan çıkacak olan cin, sahibinin dileğini yerine getirecek mi,’ diye soruyor. Bu sorunun yanıtı, onun öykülerinde ilmeklerle birbirine bağlanan küçük ayrıntılarda gizli. Sahipleri tarafından terk edilmiş hatıraların, gündelik yaşam içinde sahiplenmeye değer görülmeyen birçok ayrıntının tek sahibi yazarın yalın dili. Bu ilk kitaptaki öyküler sahibinin dileğini yerine getirme vaadinde bulunuyor. Bu vaad öykü adına heyecan verici.”

Ruşen Ergün, sözü allandırıp pullandırmıyor, dönüp dolandırmıyor, bir çırpıda okuyup bitiriyorsunuz kitabı ama kesinlikle kolaycılığa kaçmadığını görüyorsunuz; yakalamak istediği damarı bulup, o damar boyunca ilerleyerek hedefine varıyor ve kafamızda bitmemiş öyküye son noktayı koyuyor. Kitabın son öyküsü, ‘Yedi Puan’ dışındaki öyküler, benöyküsel bakış açısıyla yazılmış. ‘Öykü Atölyesi’ dışında yazarı göremiyoruz öykülerde. Çeşitli kimliklerle karşımıza çıkan anlatıcı öykü karakterlerinin gözünden, onların algı dünyalarından bakıyoruz dünyaya. Kimi de, iç anlatıcılar alıyor sözü. Sinema imgesinin de sık sık vurgulandığı gibi canlandırmalı, dolaysız, görsel bir anlatım egemen öykülere. Konuşmaların, iç konuşmaların yanında, bazen araya giren iç ve dış seslemeler, epizotlar da kurguya ayrı bir canlılık ve ivme kazandırmış.
(...)



Zafer Doruk
Evrensel Gazetesi Kitap Eki
Related Posts with Thumbnails